KÜLLÜ YARA
Sessiz göğü bir kanat sesi uyandırdı. Nereye ne için
uçtuğunu bilmeyen bir kuşun kanat sesi.
“Küllü” griye çalan tüylerinden ötürü vermişlerdi ona bu ismi.
Diğerlerinin kara parlak tüylerine uzun uzun bakar özenirdi. Bakışlarını bir
ses bölerdi daima “Küllü!” Kül rengi tüyleri, ince boynu, yumuşak bakışları ve
küçük kanatlarıyla diğer hiçbir kargaya benzemiyordu. Bu benzemeyişi kimi zaman
gün ağırmadan meçhule giden bir kanat sesi oluyordu, kimi zaman ince bir dalda
ötüş, kimi zamansa yatağa yatar yatmaz gizli dökülen gözyaşı oluveriyordu. En
çok geceleri rahat bırakmıyordu düşünceleri. Diğer kargalara benzemeyişini öyle
çok düşünürdü ki çoğu zaman düşlerinde kalın sesli kapkara bir karga olarak
görürdü kendini. “aaa anne bak değişik
renklii” diye parmakla gösterilmeye alışmıştı da esasında ama onlar gibi
şarkılar mırıldanamamak üzüyordu onu. Bu yüzden şarkılarını kimsenin duymadığı
yerlerde söyler, kanatlarını da kimsenin görmediği yerlerde gererdi rüzgara.
Biri duyacak olsa ötüşünü dalga konusu olurdu akranları arasında. “ heheh şuna
bak. Sen buna ötmek mi diyorsun? Bi öteilm de ötmek görsün.” sözlerine maruz
kaldığı çok olurdu. İlk zamanlar gerçekten kötü öttüğüne inansa da zamanla bu
yaptıklarının gerçekten onun kötü ötüşünden mi kaynaklandığı, yoksa
kendilerinin iyi öttüğünü ıspat etme isteğinden mi kaynaklandığı kafasını
karıştırır olmuştu. Diğerlerinin garip bakışlarına maruz kalmaktansa sabahları
kimse yokken uçmak yapacağı en mantıklı işti. Bunu yaparken de annesinin sözünü
çiğnemezdi. “Küllü, biliyorsun bizimki gibi dayanıklı değil bünyen. Fazla
uzaklaşma e mi oğlum.” Küllü annesinin bu sözleriyle büyümüştü, gözle görülür
farkı annesinin sözleri ile birleşip yüreğinde derin yaralar açmıştı. Hiçbir
şey düşünmezken göğün maviliğine bırakmak kendini, daldan dala konmak, endişe
duymadan ötmek ne de iyi geliyordu ona. Bazen rüzgarın uçurduğu bir yaprakla
yarışır, bazen tehlikeli kavisler çizerdi. Kanatları bulutlarla konuşur gibi,
rüzgar tüylerini okşar gibi… Yine böyle bir sabah kendini eşsiz maviliğe
bırakmıştı. Bu kez kendini fazla kaptırmış olacak ki evinden fazla
uzaklaşmıştı. Dönmeden önce biraz dinlenmek istedi. Dinlenmek için konduğu
dalda bir grup kuşun öttüğünü duydu. Ama nasıl bir ötmek? O güne kadar ilk kez
böyle bir sese şahit oluyordu. Sesin geldiği yeri ararken aynı ağacın birkaç
dal üstünde takılıp kaldı gözleri. Doğru muydu gördükleri? Kül rengi bir sürü
kuş hep beraber ötüşüyordu. Hem de bir neşeli bir neşelilerdi ki… Gidip onlarla
konuşmak istese de annesine verdiği sözü unutamıyordu. “Oğlum her kuş bizim
gibi değil. Çok yırtıcı kuşlar da var. Sen daha çok küçüksün. Sakın
tanımadıklarında konuşma.” Annesi her gün bu söz karşılığında izin verirdi
sabahları uçmasına. Onun başkalarıyla konuştuğunu duysa fena yapardı. Hem de bu
kadar uzaklaştığını öğrense bir daha izin vermezdi. Konuşma isteğini annesinin
sözlerini hatırlayarak bastırıp eve dönüş yolunu tuttu. Eve vardığında
gördüklerinin şaşkınlığını içinde daha fazla tutamadan annesine anlatmaya
başladı.” Anne biliyor musun ben bugün neler gördüm? İnanamazsın. Bana benzeyen
bir sürü kuş hep beraber ötüyordu. Öyle güzel sesleri vardı ki. Anne bi an
karşımda ayna var sandım. Acaba onların da adı Küllü müdür?” Heyecanla
gördüklerini anlatan Küllü’nün sözleri onu sabahları uçma eğlencesinden
etmişti. Artık özgürlüğüne kavuştuğu göklerden mahrum kalmıştı. Rüzgarla
buluşup kendini bulduğu, salındığı günler bitmişti. Uzun bir süre çıkmadı
odasından. Pencereden arkadaşlarının oyunlarını izledi durdu. Kara tüylerinden
ve eşsiz seslerinden kendini alamıyordu. Kendi aralarında ne de güzel
anlaşıyordular. Bütün mesele siyah olmak mıydı? O da siyah olabilseydi
dışlanmaz mıydı hiçbir oyundan? Bu düşüncelerin yoğunlaşması sonucunda kömür
kovasının önünde aldı soluğu. Tüm gücüyle kovaya dalıp tüylerini sürttü
kömürlere. Tüyleri kömürlere değdikçe yeniden doğduğunu hissediyordu. Çıktığında
gözlerine inanamamıştı. Sanki kararmasıyla bakışları da sertleşmişti. Artık çok
özendiği kargalardan biriydi. Onlarla oyunlar oynuyor, gülüşüp eğleniyordu.
Artık sabahları uçmak da istemiyordu. Arada bir yağmurda aksa da boyası tekrar
boyuyordu tüylerini. Tüylerini boyamıştı boyamasına ama sesine bir çözüm
bulamamıştı. Bu yüzden hayatı boyunca diğerlerinin yanında ötmedi. Ömrü boyunca
susmakta buldu çözümü. Gri kuş sürüsü geçti ara ara üzerinden dönüp bakmadı.
Herkes hayran hayran dinlerken bu kuş sürüsünü, Küllü kulaklarını tıkamayı tercih
etti. Geride griye çalan Küllü bir yara izi kaldı yalnızca.
Yorumlar
Yorum Gönder