Kayıtlar

Aralık, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

PLAZANIN KEZBAN'I

Yine bir iş çıkışı açtı gözlerini dünyaya. Saat tam 17.30’da canlanırdı tüm hücreleri. Gün doğarken her sabah nasıl canlanırsa yeryüzü, öyle canlanırdı her gün aynı saatte. Mesai başladığında sürüklenerek girdiği bu gösterişli fakat ruhsuz binadan bir gökkuşağından kayar gibi hızla çıkardı. Önce saniyeleri sonra dakikaları, saatleri, günleri, haftaları derken yılları saymakla geçen ömrü otuzuna dayanmıştı. Yaşına göre küçük kalan vücudu hayata karşı dik duruşunu engellemiyordu. Bu yüzden ona Asiye ismini vermişti şimdilerde hiç görmediği ailesi. Zaman geçiyor ve bir şeyler değişiyordu. Geçen yalnızca zaman değildi elbet. Zamanın ömrümüzden eli boş ayrıldığı görülmemiştir. Kiminden sevdiğini alır, kiminden gençliğini, kiminden merhametini, kiminden güzelliğini, kimindense ruhunu alırdı. En acı kayıp buydu belki de.   Şimdi metro- metrobüslerle sabah sekiz akşam beş buçuk kuyruklarında insan dışı bir muameleye tabi olarak bir ruha hem de ince bir ruha sahip olmak çok da mümkün gö...

YAPBOZ PARÇASI EDEBİYATI

"Hiçbir türün başlığı altında değerlendirilemeyecek bir yazı olacak hissediyorum." Geçtiğimiz günlerde hayatımda ilk defa yapboz yapmaya niyetlendim. Yaklaşık iki hafta boyunca ben neredeysem yapbozum oradaydı. Kendimle beraber gezdiriyordum. Öyle ya onun da ruhu vardı ve evi gezmek isteyebilirlerdi. Parçaları bir bir tamamlarken her zaman son parçayı yerleştirirken  yaşayacağım mutluluğu hayat ettim. Bu hayal beni yapbozu tamamlamaya motive ediyordu. Derken tamamlanmasına iki parça kaldı. Heyecanla resme baktığımda üç boşluk olduğunu fark ettim. Bir puzzle parçam eksikti. Son parçayı yerleştiremediğim için resmin hiçbir zaman tamamlanmayacağı hissine kapıldım önce. Sonra hayır dedim. Bazı resimler yarımken tamamlanır ve bu da bir tamamlanma biçimidir. Bazen tamamlanmış resimler yarım, yarım kalmış resimler tamalanmış olabilir. Bunun adı hayat. Yarımken tamamlanmayı uzun yıllar önce öğrenmiştim. Yapbozumun da bir ruhu vardı. Bunu ona da öğrettim. Kaybolan parçamın yerini di...

ACI NEREDE BAŞLAR?

Uzun süredir odanın bir kenarında kimsesiz duran mas a  ilişti gözleri n e. Yavaşça yürüdü. Gözleri masayla konuşur gibi, masa gözleri n e bir şeyler anlatır gibiydi. Kahverengi cevizden , hani bir zamanların en iyisi… Dertli bir iç geçirip çatlak ve kuru elleri n i parlak cilası üzerinde gezdirdi. İki damla yaş düştü o sıra. Düştüğü yerin rengi değişti. Gözyaşı ,  düştüğü yerin rengini değiştirirdi. Gözyaşı ömrü n e de masaya da düşmüştü bir defa. Eşyalar bizim sessiz şahitlerimiz. Bu koca ceviz masa ,   onun  en önemli şahidi. Eşsiz bir çıkış, eşsiz bir düşüş, eşsiz bir acının şahidi. Bir diğer şahidi elleri ,  hala geziniyordu masanın üzerinde. Kale mlerle, çerçevelerle, tozlanmış  dosyalarla ,  sümen   altına   sıkıştırılıvermiş  kağıtlarla bir  bir  selamlaşıyordu gözleri . Oda n ın içinde masa, masa n ın üzerinde elleri, elleri n i izleyen gözleri, gözleri n in en içine bakan anılar… Odada yalnız değildi. Birazdan...