Kayıtlar

Ağustos, 2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

SİYAH-BEYAZ

Son zamanlarda evin sessiz melodisine ,  çatırdayan ahşap merdivenler eşlik ediyordu. Gerekmedikçe çıkmadığı odasının gıcırdayan kapısı, pencere ar alığından esen   rüzgar  sesleri  eşsiz bir yalnızlık resitaliydi. Her sabah gözlerini açar açmaz başlar , gece uyku tutana değin devam ederdi. Hele Pazar günleri daha da yükselirdi notaları yalnızlığın. Daha içten, daha  ağlak , daha zeytinli, daha peynirli, daha gelişi güzel hazırlanmış Pazar  kahvaltıları oluverirdi.  Sözlüklerde geçmeyen yasın adıydı bu. Hiçbir dilden çevirmeye gücü yetmemişti kimseciklerin. Karşı komşunun neşeyle  balkona kurduğu  masa olmasa canı  bu kadar  acımaz, gözleri dolmaz, eski albümlere gitmezdi belki elleri… Kızarmış patates kokusuna karışan kahkaha sesleri yükseliyor, acı çayla beraber bir düğümü yudumluyordu Kadriye Ha nım. Üzerinde büyükçe pembe bir gülün olduğu kahverengi fotoğraf albümünü elleriyle  selamlarcasına sıvazladıktan  sonra, say...

ANNEMİN EN ALTIN GÜNÜ

Gözlerimi dünyaya güç bela açtığım bir sabah ruhumu yatağımda bırakmış mutfağa giderken duyuverdim sesini. Tabi ki annemin sesiydi bu. Salonda diz çökmüş bir yandan halısını okşuyor, bir yandan onunla konuşuyordu. Yaklaşık bir yıldır her sabah aynı şeyi tekrarlıyor, onu bu yaptığından dolayı uyardığımızdaysa günlerce konuşmadığı oluyordu. “Ah benim pamuğum ne de güzeldin seni bir halıcı dükkânında ilk gördüğümde. Hatırlıyor musun o günü, onca halı arasından seni seçmiştim heyecanla sermiştim evin en güzel odasına. Ama bizi ayırdılar pamuğum. Engel oldular mutluluğumuza. Allah onların da mutlulukları…”   “Anne! Yeter ama artık! Defalarca konuştuk bu ko nu…” Sözlerimi annemin ejderha bakışları böldü. Annemin gözleri ağzından ateş fırlatan bir ejderhayı andırıyordu. Sinirli gözleri baktığı yere ateş saçıyordu. En nihayetinde ateşlerin en büyüğü bana isabet etti. Bana uzun uzun baktıktan sonra hızla montunu aldı. Kapıyı çarpıp çıktı. Annemin halısına karşı olan hassaslığına alışmı...

MÜFLİS’İN İFLAS BİLDİRİSİ

“Beni tanırsınız, ben Müflis BAHTIKARA.” Konuşmamı bu cümleyle ve karşımda kalabalık bir gazeteci topluğuyla, patlayan flaşlar eşliğinde yapmayı ne çok isterdim. Ben Müflis BAHTIKARA. Hiç ama hiçbiriniz tanımazsınız beni. En büyük bahtsızlığım dünyaya yirminci yüzyılın son yarısında gelmektir. Rakamların elbette bir önemi yoktur. İnsanların birbirini dinlemekten aciz olduğu bu yüzyılda uzun ve karmaşık yazılar yazmak müflis olmak için yeter ve artardı. Öyle ya, hız çağında yaşıyorduk. Hız, hız durmadan hız… Hızlı yaşamakla yalnızca tükettiğimiz ruhumuz oldu.  Ben Müflis BAHTIKARA. Daha doğmadan çevrem tarafından çizilmiş bir kadere sahip oldum. Müflis… İflas eden kişi anlamına geliyor. Yani karı zararından az olan veya zararı karından fazla olan. Her sabah uyandığında sararmış bıyıklarını elleriyle tarayan ve kareli gömleğiyle dertlerine bürünen. Meşhur bir tablo vardır, iki resmin olduğu peşin satan, veresiye satan… İşte o elini başına en acı “vah” şekliyle götürmüş garibanın t...

ÇENE MAHKUMU

Nasıl oldu anlamadım. İçinde benim bulunduğum bir meselede olayların böyle garip şekillenmesi çok da şaşılacak bir durum değildi esasında. İçine isteyerek ya da istemeyerek dahil olduğum her olay, şiddetli bir akarsuda bir botla rafting yapar gibi bir hal alıyor. Bu duruma alışkındım alışkın olmasına da bu seviyelere erişebileceğini hiç düşünemezdim. Şimdi parmaklıklı bir pencereye bakıp anımsıyorum tüm bunları. Aylak aylak yaşadığım günlerden bir gün, tüm yaşananlar, engel olamadığım merakım ve tabi ki olmazsa olmaz o düşük çenem yüzünden başlamıştı. Ankara- İstanbul Tren hattında koltuğuma iyice yerleşmiş trenin kalkmasını beklerken etrafımı izliyordum. Yavaş yürüdüğü ve ağır bir valizi çekmeye çalıştığı için trene diğer yolculardan daha geç binen teyzeye tebessüm etmemle teyzenin yanıma yanaşması bir oldu. Hemen önümde durarak “Evladım şu valizi yerleştiriver sana zahmet.” Dedi. Kalkıp bin cengâver edasıyla yüklendiğim valizi tek seferde kaldıramayınca “Ne var bunun içinde teyze?...

DUYURU

Uzaydan Dünya’ya yapılan incelemeler sonucunda görünen tek yapının Çin seddi olmadığı ortaya çıktı. Uzaydan görünen bir diğer yapı önceleri ismi konulmamış bir karartıyken, yapılan araştırmalar sonucunda görünenin  kara bahtımız olduğu ortaya çıktı.