MÜFLİS’İN İFLAS BİLDİRİSİ

“Beni tanırsınız, ben Müflis BAHTIKARA.” Konuşmamı bu cümleyle ve karşımda kalabalık bir gazeteci topluğuyla, patlayan flaşlar eşliğinde yapmayı ne çok isterdim. Ben Müflis BAHTIKARA. Hiç ama hiçbiriniz tanımazsınız beni. En büyük bahtsızlığım dünyaya yirminci yüzyılın son yarısında gelmektir. Rakamların elbette bir önemi yoktur. İnsanların birbirini dinlemekten aciz olduğu bu yüzyılda uzun ve karmaşık yazılar yazmak müflis olmak için yeter ve artardı. Öyle ya, hız çağında yaşıyorduk. Hız, hız durmadan hız… Hızlı yaşamakla yalnızca tükettiğimiz ruhumuz oldu.
 Ben Müflis BAHTIKARA. Daha doğmadan çevrem tarafından çizilmiş bir kadere sahip oldum. Müflis… İflas eden kişi anlamına geliyor. Yani karı zararından az olan veya zararı karından fazla olan. Her sabah uyandığında sararmış bıyıklarını elleriyle tarayan ve kareli gömleğiyle dertlerine bürünen. Meşhur bir tablo vardır, iki resmin olduğu peşin satan, veresiye satan… İşte o elini başına en acı “vah” şekliyle götürmüş garibanın ta kendisiyim. Kalın bir veresiye defteri ve tozlu raflarımda tarihi geçmiş makarnalar biriktirdim. Fişi çekilmiş buzdolabını ve uçuşan sinekleri unutmamak lazım. Belki de bunların koleksiyoncusuydum. Tarihi geçmiş makarna ve uçuşan sinek koleksiyoncusu…
Ben Müflis, Müflis BAHTIKARA. İki kere tekrar ediyorum ki iflasım duyulsun, ilan edilsin. Hoş ben ki, şehrin en kalabalık sokaklarında çığlıklar atmış bir yazarım. Şehrin en orta yerinde avazı çıktığı kadar bağırmış, bir Allah’ın kuluna sesini duyuramamış bir yazarım. Bir teneke devrilirken ne kadar çok ses çıkarırsa o kadar çok ses çıkardım devrilirken. Boş olduğumdan mı? Bilinmez. Koca gürgen ağaçları devrilirken ses çıkarmaz mı? Dolu olduklarından mı? Bilinmez. Devrildim işte. Bir teneke veya gürgen gibi… Nasıl olduğunun ne önemi var?
Ölmeden önce badem gözlü olunmaz bilirsiniz. Bu yüzden ölmeden ölmeye ant içtim. Ölmeden nasıl mı ölünür? Hemen anlatayım da ne kadar mevta olduğunuzu anlayın. Hayat ve yaşamın eş anlamlı olduğunu der durur sözlükler. Ah o sözlükler bayılır her şeye bir tanım bulmaya. Bazı şeyler tanımsızdır oysa. Tanımlamaya çalıştığın kelimeyi daraltırsın bilinçsizce. Örneğin ölüm, Canlının hayatının son bulmasıdır dediğimde, içimizdeki anlamdan kilometrelerce uzaklaşır, yüzeyselleşir. İşte o çokbilmiş sözlükler aynı hataya yaşam ve hayatın eş anlamlı olduğu konusunda da düşmüşlerdir. Hayat, doğumla ölüm arasında geçen süreyken; yaşam, bu süreyi senin için çekilebilir kılan şeydir. Bir hayalin peşinden delice koşmaktır veya uçurtma uçurmaktır, göğe bakmaktır, kuşlara yem atmaktır en çok da sevgidir… Hayattan yaşamı çıkardığında geriye cansız bir canlı kalır. Ne paradoks ama! Cansız bir canlı… Hayatta ama yaşamayan bir canlı…  Yaşamak yalnızca nefes alıp vermek değildir kısaca. Daha derin anlamlar taşır. Ardından taşar, başkalarına bulaşır. Şimdi siz sokaklarda yaşayan kaç insan görüyorsunuz bilmem. Ben trafiğe kapalı mezarlıklar görüyorum. Alışveriş merkezi adı altında katılı mezarlar ve daha nicesi. Çokça ölü var.
Ben Müflis BAHTIKARA. Bugün sizlere iflasımı bildiriyorum. Yaşamayı bir deri gibi sıyırıyorum vücudumdan. Göğe bakmayı, kedileri okşamayı, betimlemeler yapmayı ve dolma kalemleri ve daha nice yaşam belirtisini hayatımdan çıkarıyorum. Ben Müflis BAHTIKARA. Üç kova beyaz boya aldım. Her sabah onlara bulandım. Sonuç hep daha zifiri ve daha karanlıktı.

HABER MANŞETLERİ
MÜFLİS BAHTIKARA, BİLİNMEYEN BİR TARİHTE, BİLİNMEYEN ŞEHRİN BİLİNMEYEN BİR MAHALLESİNDE  BİLİNMEYEN BEKİ DE BİLİNMEK İSTENMEYEN SEBEPLERDEN DOLAYI ÖNCE YAŞAMA ARDINDAN HAYAT VEDA ETTİ. MÜFLİS BAHTIKARA’NIN BASILMAYI BEKLEYEN PEKÇOK ESERİ BULUNMAKTA.

YAZARIN NOTU: Cüneyt ARKIN kavuğunu ve cübbesini bir tarafa bırakıp nasıl “Kara Murat benim” diye haykırıyorsa, öyle haykırınız. Müflis BAHTIKARA BENİM, SENSİN, BİZİZ.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BURNUMA KÖTÜ KOKULAR GELİYOR

HAMARAT ANNELERİN TEMBEL KIZLARI

GÜLNİHAL