Kayıtlar

HAMARAT ANNELERİN TEMBEL KIZLARI

Hamarat annelerin tembel kızları… tesadüf olamayacak kadar kalabalık ve aynı kuşağa denk gelen hamarat annelerin tembel kızlarından biri olarak ben yemek yapmayı birkaç yıl önce öğrendim. Öğrendim dediysem de mercimek çorbasını uygulamadan video izleyerek yapmak öğrenmek sayılıyorsa, sayılıyor muhakkak aramızda bunu yapamayanlar da var, bir şekilde öğrendim. Yıllarca kadın ortamlarında annemin “bizimki bilmez, o hiç yapamaz “ sözlerine maruz kaldım. Bundan on yıl önce bu sözlerin bir kıyas, kaybedilmiş bir yarış olduğunu sanırdım. Sonra durdum ve etrafıma baktım. Bazılarımız çok hamarat bazılarımız yumurta bile kıramayacak seviyedeydi. Bu alakasız denklemin bi mantığı muhakkak vardı. Yıllar geçtikçe gördüm. Yirmi kişiye kesintisiz servis yapabilme yeteneği ve çamaşırları jilet gibi katlama kabiliyetiyle ortamlarda övülen yaşıtlarımın lise biter bitmez evlendirilmesiyle işi anlamlandırmaya başladım. Bu bir ali cengiz oyunuydu. Hayatına hiçbir şekilde yön veremeyen hamarat annelerin kızl...

BURNUMA KÖTÜ KOKULAR GELİYOR

  Birbirinin aynısı olarak tekrar eden günlerden bir gün, her sabah bir öncekinin yığıntısını üzerine katarak ilerleyen bir bezginlikle uyandım. Bu kez daha bezgindim çünkü burnuma berbat bi koku geliyordu. Güne güzel başlamak gibi bir alışkanlığı olmayan kimse için biraz fazla kötü başlangıçtı bu. Öyle ya da böyle başlayan her şey gibi o gün de durdurulamaz ve geri döndürülemezdi. Koridorda ilerledikçe burnuma gelen koku gitgide artıyordu. En sonunda mutfağa ulaştım. Dün gece atmayı unuttuğum çöpün tüm evi kokuttuğunu görünce, ferahlasam mı üzülsem mi bilemedim. Oh neyse sadece çöp kokuyormuş diyemedim çünkü artık kokan şey yalnızca çöp değildi. Ev berabat oldu her yer çöp diyemedim, kokuya sebep olan şey sadece çöptü. Toplumsal olarak çürüyen ve kokan her şeyin bütünü etkilediğini, ancak bütünün de kokan şeyden ibaret olmadığını o gün anladım. Çöp koktuğu için evi terk edip gidemezdim. Evini sahiplenen herkes gibi çöpü hızla atıp evi havalandırmak en iyisiydi.  

GÜLNİHAL

  ( sahne aydınlandığında oturma odası görünümündedir. Oturma odası penceresinin önünde bir gül fidanı bulunmaktadır. Kadın 50’li yaşlarda gül fidanını suluyordur. )   KADIN- Biz anamızdan böyle gördük. Ev her an misafire hazır olmalı. Çat kapı biri mi geldi, hemen buzluktan ikramlıklar çıkartılmalı. Allah gecinden versin bir cenaze mi oldu, ev her an temiz olmalı. Hatırlarım, babaannem öldüğünde daha biz ilk şoku atlatamadan, annem “Elalem ne der kızım.” Diyerek temizliğe başlamıştı. Ne cevval kadınmış. Acımızı paylaşmaya gelenlerin bir  gözüyla  yaş dökerken diğer gözüyle evi süzdüğünü, evin temizliği, düzeni üzerinden o evin hanımına övgü ya da yergide bulunduğunu o gün öğrendim. Öğrendim ki    biz tüm kadınlar kendi ellerimizle kazdığımız bir çukurdayız. Biri hafif başını göstermeye görsün, diğerleri hemen aşağı çeker.     ( suladığı gül fidanına hüzünle bakar.)   Küçükken evimizin bahçesinde bir gül fidanı vardı. Hava ısındı mı açardı. R...

​​​ HALI PÜSKÜLLERİNİN VAR OLUŞ SANCISI

  Biz hepsinden daha kalabalığız. Çalışan kadınlardan, çalışırken rujunu tazeleyen kadınlardan, çalışan erkeklerden, işe gitmeden gömleğini eşine dikkatle ütületen erkeklerden, taksicilerden,   Uber’e   karşı çıkan taksicilerden,   Uber’e karşı çıkmakla yetinmeyip şiddetle karşı çıkan taksicilerden, simitçilerden, metrobüs kuyruklarından, güzel domatesleri en öne dizen pazarcılardan,   “Mecbur kaldım.”   diye bağıran dilencilerden, “Onaylandı, fiş ister misiniz?”   diye soran kasiyerlerden, yayaya yol veren şoförlerden, kırmızı ışıkta durmayanlardan, teki kaybolmuş çoraplardan, kirli çamaşır sepetlerinden, çıkmayan lekelerden, yüzey temizleme mendillerinden,   çatal kaşık çekmecelerinden bile daha kalabalığız. Zihninde öğrenci evi dağınıklığıyla, kendi yuvasını cetvelle ölçerek düzenleyen ev kadınları olarak. Zannederiz ki halının püsküllerini fırçayla tek tek tararsak düzelir. Sadece püsküller değil,   her şey düzelir.   Sen kimsin diye...

İÇİME KONUŞUYORUM

 Ters dönmüş kaplumbağalar,  kuyruksuz kediler,  topal köpekler için de zaman zaman ağlarım.  Hiç ağlamıyormuşum gibi  bir de buna ağlarım.  Bugün dışarı çıkıp pazar yerini aradım.  Bir şehrin pazar yerini bilmemek,  kendi adını bilmemek gibi.  Öyle yabancıyız birbirimize… O beni tanımıyor.  Kötü olan şu ki tanımak dahi istemiyor.  Bense varım ama yokum.  Tanışamadık.  Sen “benim için önemli olan varmaktır. “ demiştin.  Bense sadece yolu severim.  Öyle ki vardığım zaman vücudum kabuk bağlamış gibi kaşınmaya başlar.  Yeni yolla ararım.  Gariptir ki  bu kez ne varabildim  ne de yola çıkabildim.

ADIM SOYADIM: ANNE

  Annelik dünyadaki tüm kadınların tek ortak diliymiş. Anneler birbirini göz yaşından tanırmış. Annelik tüm çocukları sarıp sarmalama isteği, hiç tanımadığın bebek ağlamalarına duyulan yürek sızısıymış. Bir kadın anne olduğunda yalnızca kendi çocuğuna değil, tüm çocuklara anne olurmuş. Kalbinin bir yarısı savunmasız olan herkes için atarmış. Kadın gücünü annelikten alırmış. Çünkü o görünmeyeni görür, duyulmayanı duyarmış. Onu yıkılmaz yapan tüm günahsızlara duyulan merhametiymiş. Annelik hakkında çok söz söylenmiş, hepsi noksan, hepsi yarımmış. Ne söyleniyorsa en az on katıymış. Anne olmadan kimliğimin tamamlanma ihtimali külliyen yalanmış. Şimdi sokakta düşen her çocuk için sızlayan bir kalbim var. Şimdi annesinden ayrı düşen her çocuk için daima akacak olan göz yaşım var. Şimdi evladından ayrı düşen her anne için bitmeyecek yasım var. Annelik, kalpte çocuksu neşe ve sonsuza kadar sürecek ağır bir hüzün karması.  

KALBİMDEKİ DENİZ

  Yirmi sekiz yaşımdayım. Hayatımı ağır ağır akan bir nehiri izler gibi izliyorum. Zaman zaman bulanık, zaman zaman berrak ve Işıl Işıl… Evre evre görüyorum ömrümü… bir taştan diğerine çarparken çıkardığı sesleri dinliyorum. Bir bakıyorum ortasındayım hayatımın, üzerimde mavi bir önlük, boynumda yamulmuş beyaz yakamı düzeltiyorum, karşımda bir öğretmen, gözlerimin içine bakıyor. Kimse gözlerime böyle bakmamıştı. Böylesine geleceği görür gibi… Taa o zaman anlamıştım her cevher ustanın elinde işler. Bir cevher gibi işlemişti beni fakat çok garip, özenle eline alıp uğraşmadan yapmıştı bunu. Maharet burda ya, ruhunu parça parça bölüp otuz kişinin kalbine aynı anda koymuştu. “Pusulan olsun bu şaşırırsan bak.” Pusulam kalbimde adım adım büyüdüm. Yolumu şaşırdım ama hiç kaybolmadım.  Nehrin başında izliyorum ömrümü bir bakıyorum üzerimde beyaz bir önlük. Elimde tahta kalemlerim. Karşımda içine atılacak o küçücük tohumu bekleyen topraklar. İlk bakışta çorak ve kuru geliyor gözlerime. ...