PENCERE ÇİÇEĞİ
Karanlık gece yarılarında aniden uyanmaya, yattığı yerden yıldızları izlemeye, ara ara nemlenen gözlerine alışmıştı artık. Gündüz vaktin hızlıca geçmesi için kullandığı uyku, geceleri karanlık yüzlü bir cellada dönüşüyordu. Canı gözlerinden çıkıyordu. Beyaz yastığına gözyaşları değişik hikâyeler anlatıyordu. Zor geçen gecelerin sonunda gün ağarıyor. Gözlerini kapatarak ötüşen kuşları dinliyordu. Ötüşen kuşların uçuşu, dallara konuşu… Bir kuş olarak hayal ediyordu kendini o sıra. Kanatlarını açıyor bırakıveriyordu kedini sert rüzgâra. Kısa süreli tebessümü gözlerini açıp görmekten bıktığı yorgana ilişince dudakları bükülüyordu. En büyük eğlencesi mesai saatiyle beraber insanların sokağa bir bir dökülmesiydi. Aralanmış perdeden her gün bıkmadan usanmadan izlerdi. Kim hangi saatte nereden nasıl geçer hepsini bilirdi. Mahalle kedisi kaçta gelir kapıya. Karşı komşu hangi gün beyazları yıkar. Ve onun büyük oğlu geceleri eve kaçta gelir. Hepsini bilirdi. Mahallenin hiç tanınmayan saki...