Kayıtlar

Mart, 2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

PENCERE ÇİÇEĞİ

Karanlık gece yarılarında aniden uyanmaya, yattığı yerden yıldızları izlemeye, ara ara nemlenen gözlerine alışmıştı artık. Gündüz vaktin hızlıca geçmesi için kullandığı uyku, geceleri karanlık yüzlü bir cellada dönüşüyordu. Canı gözlerinden çıkıyordu.   Beyaz yastığına gözyaşları değişik hikâyeler anlatıyordu. Zor geçen gecelerin sonunda gün ağarıyor. Gözlerini kapatarak ötüşen kuşları dinliyordu. Ötüşen kuşların uçuşu, dallara konuşu… Bir kuş olarak hayal ediyordu kendini o sıra. Kanatlarını açıyor bırakıveriyordu kedini sert rüzgâra. Kısa süreli tebessümü gözlerini açıp görmekten bıktığı yorgana ilişince dudakları bükülüyordu. En büyük eğlencesi mesai saatiyle beraber insanların sokağa bir bir dökülmesiydi. Aralanmış perdeden her gün bıkmadan usanmadan izlerdi. Kim hangi saatte nereden nasıl geçer hepsini bilirdi. Mahalle kedisi kaçta gelir kapıya. Karşı komşu hangi gün beyazları yıkar. Ve onun büyük oğlu geceleri eve kaçta gelir. Hepsini bilirdi. Mahallenin hiç tanınmayan saki...

BİTTİYSE ALABİLİR MİYİM?

Yarım bir çay bardağına bakıyorum dakikalardır. Aralıksız. Yarısı dolu, yarısı boş... Yarısı ucuz ve bayat bir çayla dolu. Yarısı bomboş. Karşımda kenarına iliştirilmiş çay kaşığıyla öylece duruyor. Kalakalmış masanın orta yerinde. Olmayacak bir anda olmayacak bir şekilde yarım kalmış. Üzerindeki parmak izlerine ilişiyor gözüm. İnsanın geçtiği yerde bıraktığı izlere… Küçükken yeni yağmış, çarşaf gibi yere serilmiş karların üzerinde koşuşturmayı ne çok severdim. Dönüp ayak izlerime bakardım sonra. İzler henüz acı vermeye başlamamışken, izlerimi izlerdim. Şimdi bu parmak izleri pek de sevimli gelmiyor bana. Bardak için üzülürken hatta bu üzüntüyü abartıp gözyaşı dökerken buluyorum kendimi. Bu çay bardağı bu izlerle nasıl yaşasın? Söyleyin bana nasıl yaşasın? Garsonun sesi bölüyor isyanımı “Bittiyse alabilir miyim efendim?” Utanmadan eliyle çay bardağını gösteriyor. Sizi yarım kalmış bir çay bardağının bittiğine inandıran şey nedir? İç sesim, her daim çokbilmişlik yapan iç sesim, giri...

YİRMİ BİRİNCİ YÜZYIL TÜRKÜSÜ

Bir türkü dizesinden farklı değildi ayrılığımız. Çok sevmemiz, kavuşamamamız. Bir türkü sazından farklı değildi gidişin. Saz telleri kadar dokunaklı, içli… Elleri n in elleri m den kayıp gitmesi, kalabalığa karışması gözlerinin… Yokluğunun her gün dağ gibi büyümesi, sırtıma yüklenmesi, belimin bükü lmesi…  Kalbimde bir kara delik yokluğun, her gün büyütüyorum,  y akında beni içine alacak biliyorum. Gözlerime parlak yıldızlar gibi heyecanla bakan gözlerin ,  yıldızlar kadar uzak mı sahi? Dedim ya bir türkü dizesinden farklı değild i ayrılığımız bizim. Çok sevip ulaşamamak, arayıp bulamamak… İçinde ararım seni bulamam. Ellerini, gözlerini bulamam. Bir türkü dizesinden farklı değildi ayrılığımız bizim. Her yanıyla acı bir ayrılıktı gidişin. Dönmeyişin. Mecnun Leyla’ya, Ferhat Şirin’e nasıl ulaşamıyorsa öyle ulaşamıyordum sana. Çöller aşıyordum içinde, dağlar deliyordum  gönlünde , sihirli kırk düğüm çözüyordum ruhunda , ulaşamıyordum sana. Bir türkü dizesinden farklı...