BİTTİYSE ALABİLİR MİYİM?
Yarım bir çay bardağına bakıyorum dakikalardır.
Aralıksız. Yarısı dolu, yarısı boş... Yarısı ucuz ve bayat bir çayla dolu.
Yarısı bomboş. Karşımda kenarına iliştirilmiş çay kaşığıyla öylece duruyor.
Kalakalmış masanın orta yerinde. Olmayacak bir anda olmayacak bir şekilde yarım
kalmış. Üzerindeki parmak izlerine ilişiyor gözüm. İnsanın geçtiği yerde
bıraktığı izlere… Küçükken yeni yağmış, çarşaf gibi yere serilmiş karların
üzerinde koşuşturmayı ne çok severdim. Dönüp ayak izlerime bakardım sonra.
İzler henüz acı vermeye başlamamışken, izlerimi izlerdim. Şimdi bu parmak
izleri pek de sevimli gelmiyor bana. Bardak için üzülürken hatta bu üzüntüyü
abartıp gözyaşı dökerken buluyorum kendimi. Bu çay bardağı bu izlerle nasıl
yaşasın? Söyleyin bana nasıl yaşasın? Garsonun sesi bölüyor isyanımı “Bittiyse
alabilir miyim efendim?” Utanmadan eliyle çay bardağını gösteriyor. Sizi yarım
kalmış bir çay bardağının bittiğine inandıran şey nedir? İç sesim, her daim çokbilmişlik
yapan iç sesim, giriyor söze “Tamamlanmayışı” Masanın orta yerinde yarım kalmış
bir çay bardağı oluyorum birden. Ben çay bardağı oluyorum, çay bardağı ben. Bir
çay bardağıyla, öylece kala kalmışlığı, yarım kalmışlığı, derin izler taşımayı
paylaşıyoruz. Eziliyoruz bu yükün altında. Belimiz bükülüyor. Dayanamıyor
ağlıyoruz. Bir ben ağlıyorum, bir çay bardağı. Hem ben ağlıyorum, hem çay
bardağı. Anneannemin, annemi kastederek ettiği “Rahmetliye çok benziyor. Kaderi
benzemesin.” Dualarına, çay bardaklarına
da eklemesi gerekiyor.
Yorumlar
Yorum Gönder