YİRMİ BİRİNCİ YÜZYIL TÜRKÜSÜ


Bir türkü dizesinden farklı değildi ayrılığımız. Çok sevmemiz, kavuşamamamız. Bir türkü sazından farklı değildi gidişin. Saz telleri kadar dokunaklı, içli… Ellerinin ellerimden kayıp gitmesi, kalabalığa karışması gözlerinin… Yokluğunun her gün dağ gibi büyümesi, sırtıma yüklenmesi, belimin bükülmesi… Kalbimde bir kara delik yokluğun, her gün büyütüyorum, yakında beni içine alacak biliyorum. Gözlerime parlak yıldızlar gibi heyecanla bakan gözlerin, yıldızlar kadar uzak mı sahi? Dedim ya bir türkü dizesinden farklı değildi ayrılığımız bizim. Çok sevip ulaşamamak, arayıp bulamamak… İçinde ararım seni bulamam. Ellerini, gözlerini bulamam. Bir türkü dizesinden farklı değildi ayrılığımız bizim. Her yanıyla acı bir ayrılıktı gidişin. Dönmeyişin. Mecnun Leyla’ya, Ferhat Şirin’e nasıl ulaşamıyorsa öyle ulaşamıyordum sana. Çöller aşıyordum içinde, dağlar deliyordum gönlünde, sihirli kırk düğüm çözüyordumruhunda, ulaşamıyordum sana. Bir türkü dizesinden farklı değildi ayrılığımız bizim. Bir yirmi birinci yüzyıl türküsü ve bir yirmi birinci yüzyıl ayrılığıdır bu. Kavuştuğun an yitirmektir sevgiyi. Koyduğun yerde bulamamaktır. Yirmi birinci yüzyılda sevmek çorak bir çölde susuz kalmayı gerektirir bilirim. Aşmaya çalıştığın çöl de o dur ulaşacağın sevgili de. Bir yirmi birinci yüzyıl türküsüdür bu. Yanındayken uzaklaştığım. Görünmez bir çöl, bir dağ var aramızda aşmaya güç yetiremediğim. Bir yirmibirinci yüzyıl türküsüydü ayrılığımız bizim. Sevgin serap mıydı sahi?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BURNUMA KÖTÜ KOKULAR GELİYOR

HAMARAT ANNELERİN TEMBEL KIZLARI

GÜLNİHAL