ANNEMİN EN ALTIN GÜNÜ


Gözlerimi dünyaya güç bela açtığım bir sabah ruhumu yatağımda bırakmış mutfağa giderken duyuverdim sesini. Tabi ki annemin sesiydi bu. Salonda diz çökmüş bir yandan halısını okşuyor, bir yandan onunla konuşuyordu. Yaklaşık bir yıldır her sabah aynı şeyi tekrarlıyor, onu bu yaptığından dolayı uyardığımızdaysa günlerce konuşmadığı oluyordu. “Ah benim pamuğum ne de güzeldin seni bir halıcı dükkânında ilk gördüğümde. Hatırlıyor musun o günü, onca halı arasından seni seçmiştim heyecanla sermiştim evin en güzel odasına. Ama bizi ayırdılar pamuğum. Engel oldular mutluluğumuza. Allah onların da mutlulukları…” 
“Anne! Yeter ama artık! Defalarca konuştuk bu ko nu…” Sözlerimi annemin ejderha bakışları böldü. Annemin gözleri ağzından ateş fırlatan bir ejderhayı andırıyordu. Sinirli gözleri baktığı yere ateş saçıyordu. En nihayetinde ateşlerin en büyüğü bana isabet etti. Bana uzun uzun baktıktan sonra hızla montunu aldı. Kapıyı çarpıp çıktı.
Annemin halısına karşı olan hassaslığına alışmış olsak da zaman zaman dayanılmaz bir hal alıyordu. Oldum olası annemin eşyaları canından kıymetlidir. Bunu bilirim. Fakat yıllar önce yaşanmış basit bir olay hayatımızı bu kadar derinden etkilememeliydi. Bundan tam bir sene önce annemin dirseklerine kadar bileziklerle gezen yakın çevresiyle düzenlediği altın gününde oldu ne olduysa. Gün sırası bize gelmişti ve annemin yaklaşık bir hafta öncesinden yaptığı hazırlıklar bir asma yaprağına incecik sarılıp konmuştu masanın en orta yerine. E bir de Urfalıydık tabi köfteler, börekler, en önemlisi biber salçası olmadan olur mu hiç? Her biri masaya özenle dizildi. Altın gününe katılanlar bilir. Burada önemli olan misafiri doyurmak değil. Yalnızca göz dağı vermektir. “Bak kız Hasib’e senin sarmandan güzel olmuş bu.” Cümlesini kulaklarıyla duyabilmek için annem, bir bu kadarını daha hiç düşünmeden yapabilirdi. Bunun tek sebebi dünya güzellik yarışmasında birincinin boynuna asılan miss world yazısı gibi annemin boynuna asılacak olan görünmez ev hanımı World 2019 yazısıydı. Evimiz bacasız bir yemek fabrikası gibi tüm mahalleye koku yayarken altın gününün pek kıymetli konukları bir bir evimize teşrif etmişlerdi. Yanlış oldu. Altın gününün pek kıymetli konukları ve onların pek kıymetli terlikleri. Misafirler yavaş yavaş evi doldururken hazırlık sırasında etrafa alevler saçan annem gitmiş yerine bir melaike indirilmişti. Her şeyi geçtim basma eteği çıkarıp ne ara bu kadar süslendi ayrıca annem ne ara altın bilezik aldı bu konular hakkında hiçbir fikrim yoktu. Muhtemelen fikrim olmayan bu konulardan dolayı her an pot kırmamdan korkan annem beni sert bir çimdikle odama kapatmıştı. Arada bir çay servisi için sesleniyor ve bir oda dolusu teyzenin aynı anda “Beni hatırladın mı kızım.” “Çok büyümüş maşallah” “Kız kundaktayken pek bi çirkindi bu” “Kilo mu verdin kızım sen” gibi sözlerine maruz kalmama sebep oluyordu. Bir bardak doluyor bir bardak boşalıyordu. Salonumuzun ortasında uçuşan küçük uzay mekikleri gibi tabaklar elden ele doldurulmak üzere odanın bir ucundan diğer ucuna yetiştiriliyordu. Tam çayları doldurmuş odadan çıkacaktım ki iki blok yanımızda oturun Nebahat teyzeye takıldı gözüm. Kadın koltuğun kenarına emanetmiş gibi çapraz oturmuş, ayaklarını kendine pek de yakın olmayan bir yere rahatsız olduğu belli olacak bir şekilde yerleştirmişti. “Nebahat teyzecim rahat mısın? Bir şeye ihtiyacın var mı?” Telaşlanarak “Yok yok kızım çok rahatım. Ellerinize sağlık her şey çok güzel.” Sanki benim bu soruyu sormamı beklermiş gibi tek tek söz aldı altın sarısı teyzelerimiz. “Kız Nebahat put gibi oturdun kaldın sen gelmeseydin de heykelini gönderseydin keşke”
“Nebahat gazın mı var kız utanma söyle.” “Nebahat susuyorsa fırtına yakındır. Ahaıahagıa” “Tanımasak ne hanımefendi falan diyeceğiz içimizden. Nebahat yabancı yok aramızda ayol kendine gel artık.” Tabi bu konuşmalar kimi zaman ağızda yemek varken kimi zaman ağızın yüzde seksen beşlik kısmı elle kapatılmış kısık bir gülme eşliğinde veya bir kahkaha eşliğinde yapıldığı için anlaması bu kadar kolay olmadı. En son solundan Demet Akalın’dan Kulüp şarkısını ve alkış seslerini duyduğumda artık hiçbir şeye şaşırmamaya karar vermiştim. Erken davranmışım. Misafirler bir bir dağılırken Nebahat teyze koltuğumuzdaki put görevini devam ettirmekteydi. Sona beş altı kişi kalınca annemin mutfakta olduğu bir anı fırsat bilip hızla terlikleri eline aldı , kapıya yürüdü. Uzaktan bir teşekkür ve selamla evden dışarı çıktı. Annemin salonda attığı çığlıklar hala kulağımda. “Kör olasıııı! Halıma biber salçası dökmüş! Kızıııım sıçak su getir.” Nebahat teyze bütün gün halıya döktüğü biber salçasını ayağıyla kapatmış, bu yüzden leke tam olarak Nebahat teyzenin ayak numarasının boyutuna ulaşmıştı. Artık evimizin salonunun tam ortasında kurumamış çimentoya basılan ayak izleri gibi bir iz vardı. Tek farkı Nebahat 2019 yazmıyor olmasıydı. Eşyalarına canından çok kıymet veren annemin altın günü için aldığı halı daha ilk gününde bu hale gelmişti. O günden sonra annem Nebahat teyzeyle hiç konuşmadı. Altın gününden ayrıldı. Eve biber salçası almadı. Nebahat ismini ağzına alanlarla arkadaşlığını kesti. Düzenli olarak her sabah kıymetli halısını beyaz sabunlu sıcak suyla çitiledi. Ama leke çıkmadı. Üzerinde görünmez bir yazı vardı “NEBAHAT 2019”.

Yorumlar

Yorum Gönder