ÇENE MAHKUMU
Nasıl oldu anlamadım. İçinde
benim bulunduğum bir meselede olayların böyle garip şekillenmesi çok da
şaşılacak bir durum değildi esasında. İçine isteyerek ya da istemeyerek dahil
olduğum her olay, şiddetli bir akarsuda bir botla rafting yapar gibi bir hal
alıyor. Bu duruma alışkındım alışkın olmasına da bu seviyelere erişebileceğini
hiç düşünemezdim. Şimdi parmaklıklı bir pencereye bakıp anımsıyorum tüm
bunları.
Aylak aylak yaşadığım günlerden bir gün, tüm yaşananlar,
engel olamadığım merakım ve tabi ki olmazsa olmaz o düşük çenem yüzünden
başlamıştı. Ankara- İstanbul Tren hattında koltuğuma iyice yerleşmiş trenin
kalkmasını beklerken etrafımı izliyordum. Yavaş yürüdüğü ve ağır bir valizi
çekmeye çalıştığı için trene diğer yolculardan daha geç binen teyzeye tebessüm
etmemle teyzenin yanıma yanaşması bir oldu. Hemen önümde durarak “Evladım şu
valizi yerleştiriver sana zahmet.” Dedi. Kalkıp bin cengâver edasıyla
yüklendiğim valizi tek seferde kaldıramayınca “Ne var bunun içinde teyze? Çok
ağır. Nasıl taşıyacaksın bunu?”
“Adapazarından gelen mısırlar var yavrum pek sever
torunlarım.” Diyerek yanıma oturdu. Dizlerini kırışık elleriyle sıvazlayarak
“Sağol evladım yaşlanınca iş göremez oluyorsun. Gençliğinizin kıymetini bilin
yavrum.” dedi. Tebessüm ettim. Yaşlı teyze konuşmaya sorularıyla devam etti
“Rahmetli babam iyi insanlar gülüşlerinden belli olur derdi. Sen iyi birine
benziyorsun. Adın ne senin ?”
“Adım Efe. Sizin adınız ne teyzecim?”
“Ayfer. İlk kez bindim bu trene. Süratli tren diyorum
torunlar gülüyor üzerime.”
Yüksek hızlı trenin adını süratli tren olarak duyunca ben de
bıyık altından güldüm tabi. Ama teyze haklı tren mi? Evet tren. Süratli mi?
Evet süratli. Ama biz sürati yalnızca matematik hız problemlerinde
gördüğümüzden günlük kullanımda komik kaçıyordu. Biz de haklıydık.
“Sen nerede yaşıyorsun teyze, nerden nereye böyle?”
“Ankara’da yaşıyorum bizim gelin İstanbul’da onun için gidip
geliyoruz işte.” Derin bir iç çekerek devam etti. “Bakma böyle göründüğüme
benim bir zamanlar emekli banka memuruydum. Bir güzel bir güzeldim ki sorma.
Şimdi kırış kırış olduğuma bakma. Gençken hayatın neler getireceğini bilemiyor
insan. Neler gördüm neler…”
Acıyla baktım gözlerine. Zaman insanların bedeninde
yaşanmışlık izlerini kırışıklık olarak bırakıyordu. Teyzenin yüzünde
yaşanmışlık izleri net olarak okunuyordu.
Muhabbete ara verdiğimiz bir vakitte çeşitli gazetelerden haberleri okuduğunu gördüm. Başkentte yaşasan tarihi eser kaçakçılığı manşet olarak verilmişti çoğunluğunda.
Muhabbete ara verdiğimiz bir vakitte çeşitli gazetelerden haberleri okuduğunu gördüm. Başkentte yaşasan tarihi eser kaçakçılığı manşet olarak verilmişti çoğunluğunda.
“Görüyor musun bak? Bu insanlar tarihlerine sahip
çıkmıyorlar. Nasıl olacak bu iş? Vah ki ne vah…” sözleriyle gazeteyi tek
hamleyle vurdu. “Sen sen ol tarihine, atalarına sahip çık yavrum. Biz onların
mirasçısıyız.”
Teyzeyle konuşurken vaktin nasıl geçtiğini anlamamışım bile.
Dört buçuk saat su gibi geçmiş, tren çoktan perona girmişti. Peronda şeritlerle
yoğun önlemler almış polis ekipleri görünüyordu. Kalkmak için hazırlanırken
teyzenin telaşlandığını fark ettim.
” Ne oldu teyze, iyi misin?”
“Tansiyonum çıktı
biraz. Şu suyu açar mısın?” Ben suyu açmaya uğraşırken teyze koca valizi
kendisi sırtlanmış “ Evladım bu valizin içinde Adapazarın’dan gelen mısırlar
var. Bizim gelin sevmiyor. Sen al sen götür” dedi. Hayır demeye vakit kalmadan
bizim teyze hızla yürümeye başladı. Ardından vagon merdivenlerini inerken bir
polis memurundan yardım istedi. Yavaş yavaş indiği merdivenlerden sonra gözden
kayboldu. Bir valizle trenin içerisinde kala kaldım. Ben daha ne olduğunu
anlayamadan içeriyi sivil polisler doldurmuştu.
“İhbar edilen valiz bu. Al valizi. Yat vere yat.”Polisler gözümün önünde valizi açtıkları anı unutamıyorum. Ben yerde uzanmış ellerim bağlı vaziyette beklerken valiz açıldı. Valizin içinden sayısız tarihi eser çıkarıldı. Ben daha sonra memurlara Ayfer teyzeden bahsetsem de yolcular arasında öyle birinin bulunmadığını söylediler. Şimdi bana ne mahkumusun diye soranlara “Düşük çene mahkumuyum” diyorum. Ve annemin küçükken söylediği “Yabancılarla konuşma” sözünün manasını tam anlamıyla kavrayarak öğreniyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder