SİYAH-BEYAZ

Son zamanlarda evin sessiz melodisine, çatırdayan ahşap merdivenler eşlik ediyordu. Gerekmedikçe çıkmadığı odasının gıcırdayan kapısı, pencere aralığından esen rüzgar sesleri eşsiz bir yalnızlık resitaliydi. Her sabah gözlerini açar açmaz başlar,gece uyku tutana değin devam ederdi. Hele Pazar günleri daha da yükselirdi notaları yalnızlığın. Daha içten, daha ağlak, daha zeytinli, daha peynirli, daha gelişi güzel hazırlanmış Pazar kahvaltıları oluverirdi. Sözlüklerde geçmeyen yasın adıydı bu. Hiçbir dilden çevirmeye gücü yetmemişti kimseciklerin. Karşı komşunun neşeyle balkona kurduğu masa olmasa canı bu kadar acımaz, gözleri dolmaz, eski albümlere gitmezdi belki elleri… Kızarmış patates kokusuna karışan kahkaha sesleri yükseliyor, acı çayla beraber bir düğümü yudumluyordu Kadriye Hanım. Üzerinde büyükçe pembe bir gülün olduğu kahverengi fotoğraf albümünü elleriyle selamlarcasına sıvazladıktan sonra, saygıyla çeviriyordu yapraklarını. Nerde hangi fotoğrafın olduğunu ezbere bildiği halde uzun uzun bakması, kişinin dağın zirvesinden yürüdüğü yola bakması mıdır? Kadriye Hanım bir dağın zirvesinden yürüdüğü yollara, yolda kazandığı yoldaşlara, sonra vedalara bir bir bakıyordu.  Büyük oğlunun ilk yaş günü eşi Rafet beyle çektirdiği fotoğrafta asılı kalıyordu gözleri. Bedeni bir masa başında fotoğrafa bakıyorken, ruhu kareye girmiş aynı anları tekrar yaşıyor gibi bakıyordu. O gün için aldığı elbiselik kumaşın dikim provasını yaptığı anne evine gidiyordu birden. Elinde dikiş iğneleriyle kendinden emin bir el alışkanlığı ile ölçü alan annesini içinde buluveriyor ardından kaybediyordu. Yaşamanın ve sevinmenin dolambaçsız olduğu günlerde, yirmi yaşında bir çocuk annesi Ayfer Hanım komşudan aldığı yaş pasta tarifini özenle geçirdiği defterini anımsıyordu. Ardından mutfakta hevesle karıştırdığı kek hamuruna kattığı telaşı ve Rafet beye yaptığı ısrar sonucunda eve gelen fotoğrafçı gözünün önünden geçerken, şimdi dudağında yarım bir gülümsemeye sebep olan hatıralar oluveriyordu. Anılarını güzel kılan emek vererek edindiği küçük mutluluklardı. Bir kek tarifine, fotoğrafçıya, güzel bir elbiseye sahip olmak zahmet istiyordu o zamanlar. Zahmeti ayrı, kendi ayrı tatlıydı her birinin. Tek tek büyük bir hürmetle, sıvazlaya sıvazlayaçevirdiği sayfalar bitiyor, kahverengi fotoğraf albümü rafına özenle geri konuluyordu. Anılarını başköşede saklıyordu Ayfer Hanım. En nadide yerlere layıklardı çünkü. Fotoğraflar siyah beyazdı. Anıları siyah beyazdı. Basit ve anlaşılır. Fotoğrafa bakınca detay göremezdi kişi. Süsten, gösterişten uzak üç beş siyah kareyi yüreğinde saklıyordu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BURNUMA KÖTÜ KOKULAR GELİYOR

HAMARAT ANNELERİN TEMBEL KIZLARI

GÜLNİHAL