İYİ SEYİRLER
Sene iki bin on sekiz ve ben elimde bir mendille kalakaldım.
Sene iki bin on sekiz. İKİ BİN ON SEKİZ. Bu devirde mendil mi kaldı sahi?
Yeryüzündeki son mendil parçasını avuçlarımda tutuyorum. Anlamsızca
bakıyorum. Yılların beyazlığına sarı
lekeler kattığı, özenle katlanılmış kumaş parçasını, soğuktan çatlamış
bakımsız, sert ve kara ellerle tutuyorum. Ara ara sıkıyorum baş parmağımla,
açmaya bir türlü cesaret edemiyorum.
İçinden bir çift kara göz fırlayacak ve beni oracıkla öldürüverecek gibi. Derin
bir nefes aldıktan sonra dizlerime bırakıyorum mendili. Hafifçe açıyorum
katlarını, tam o sırada bir yel esiyor mendilin içinde, bir lcd ekran, alamıyorum
gözlerimi. Bir yel esiyor ve biz son çayımızı yudumluyoruz seninle. O zamanlar
geçmiş acı vermiyor tabi. O gün incelemediğim yüzünü şimdi defaatle
inceliyorum. O an inceleyemedim çünkü whatsapp tan mesaj gelmişti. Çünkü
yılların yüzünde bıraktığı kırışıkları saymaktan önemliydi o mesaj. Sense benim aksime gözlerime bakıyorsun bir
mucizeye bakar gibi. Neden yaşadığı anın kıymetin bilemez insan. Mendilin
içerisinden hafif yeller esmeye devam ediyor. Son içtiğimiz çay diyordum. Sana
dolu dolu kaçak ve koyu bir çay daha doldursaydım. Bir yel esiyor lcd ekran
açılıyor. Ben ağlıyorum durmadan. Görüntü bulanıklaşıyor. Siliniyor gözlerin.
Yoksun artık bir lcd ekran dışında. Dışarıda delice akıyor zaman sen bu
mendilin içerisinde ne arıyorsun? Çık diyorum sana oradan. Artık çık bana kirli
sokak kedilerinin masallarından bahset. Ne olur bir şeylerden bahset.
Silinmesin gözlerin mendilimden. Kara ellerimle sertçe biraz da sinirli
siliyorum akan göz yaşlarımı. Mendili hızla katlıyor ve hızla kalkıyorum
oturduğum yerden. Hızlı adımlarla yürüyorum bir yere ama nereye?
Yazarının izni olursa eğer 'Bir mendil niye kanar?' mısrası ile kardeş kılmak istiyorum bu satırları.
YanıtlaSil