YENİ YILIMIZ KUTLU MU OLDU?
Saniyelerin, dakikaların, saatlerin, günlerin, haftaların ve yılların rakamsal değişimini mutluluk sebebi olarak görüp etrafı konfetilerle süsleyemedim. Herkesten özür dilerim. Bir mahkumun günlerini sayarken duvara attığı çentik gibi sayılmalıydı seneler. Öyle saydım. Nasıl kazıyorsa ruhumuzu, öyle kazımalıydı duvarı. Öyle kazıdım. Ardından küf dolmalıydı içine. Küf doldurdum çentiklerime. Sisli gözlerle izledim. Sonra tekrar tekrar saydım geçen yılları. Bunun adı “Buruklu yaşamak.”Türk Dil Kurumu bu tabiri görse saatlerce güler üzerime. Buruklu yaşamak, hayata karşı bir duruş biçimidir. İnsanın yaşarken bir taşa dahi ait olamayışının iki sözcüğe sıkıştırmaya çalışılmasıdır. Yer yer mahzun yer yer boynu bükük bir duruşla ne varlığa sevinebilen ne de yokluğa üzülebilen insanın yaşayış biçimidir.
Aleyhime işleyen bir bombanın geçen her bir saniyesini balonlarla kutlayamadım. Herkesten özür dilerim.
Balonlar güzel ama bombalardan hoşlanmam.
Geçtiğimiz her saniyede bir parçamızı bırakmak, Hansel ve Gretel’in dönüş yolu için yere serdikleri ekmek parçalarına benzemiyor mu sizce de? Korkarım varamadan yok olacağız her birimiz. “ En fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı.” Diyen Nazım Hikmet’in de sitemi zamana ve onun giderken insanlardan aldığı, insanı insan yapan duyguların yokluğunadır. Zaman hızla koşuyor. Bu korkunç. Koşarken elleri doluyor. Bu daha korkunç. Onu en son elinde ağlayan bir merhametin boğazına dayanmış etrafındaki kalabalığı tehdit ederken gördüm. “ Yaklaşmayın. Öldürürüm.” Biz ona yaklaşmıyoruz. O merhameti öldürüyor. Merhamet yerde kanlar içinde. İnsanlar bir birlerine bakıp gülüyorlar. Komik değil. Ama gülüyorlar. Merhamet gözlerimizin önünde can veriyor. Gülüyorlar.
Yorumlar
Yorum Gönder