GÜNEŞSİZ EVİN DUVARLARI
İkindi ışıkları evi terk etmeye başlamış, karanlık bir gölge tüm eşyaları teslim almıştı. Son birkaç aydır yaşadıklarıyla bütünleşen bu karartı katmerli bir siyahlık oluşturuyordu evin duvarlarında. Eşyaların cansız olduğunu kim söyledi? Evin diğer bireyleri gibi, onlar da nasiplenmişti bu karartıdan. Hemen karşıda fiskos üzerinde duran kırıştırılmış dantel bayram gününde farklı görünüyordu, şu günlerde bambaşka. Dantel ağladı ağlayacak, yorgundu. En az duvarlar kadar. En az küçük bedeniyle koca dertleri sırtlamış Berat kadar. Berat, yaşı boyundan, olgunluğu kara gözlerinden okunurdu. Boyundan büyük işlere kalkışıyordu son zamanlarda. Bunu haylazlık olarak yapsa ne ala. Boyundan büyük işler her sabah gözünü açtığında ilaçlarla dolu bir sehpadan bakıyordu gözlerinin içine. İlaçlar… Ondan daha dört yıl önce annesini alan ilaçlar bunlar. Ne açgözlü ilaçlarmış ki bunlar, doymamışlardı yine birini almak istiyorlardı. Sehpa üzerinde bir sürahi, bitmiş ilaç kutuları ve sayısız “ah” tı Berat’ın çocukluğu. Yenmeyen akşam yemekleriydi, dağınık bir mutfaktı. Nedense hayatı hep bir akşamüstüydü. Güneşi görmediği için özleyemiyordu da. Günlerden bir gün yine akşamüstü, sevinçler sarı ışıklarla beraber ömrünü terk etmişken, gözyaşları yüzünü mesken edinmişken, karanlık koridorda küçük ayaklarıyla yürüyordu. Ah ne uzun koridor, ah ne karanlık koridor… Yolculuğu banyoda sonlanmıştı. Şimdi ayna karşısında daha derin bir yolculuk zamanıydı. Alnına tel tel düşmüş simsiyah saçlarına bakıyordu. Saç, saç,saç… Ah ne çok saç vardı evin her köşesinde son zamanlarda. Paslı ayna şahit, ne çok saç vardı. Acıyla beraber artıyordu sayıları. Lavaboda duran tıraş makinasını aldı minik ellerine. Saç, saç, saç… Artık daha çok saç vardı yerlerde. Yeniden aynaya baktı alnına düşen siyah saçları da yoktu artık. Gidenler arasına bir yenisini eklemişti. Güneş, anne, saç, mutlu dantel, akşam yemekleri, düzenli mutfak… Gidenler listesi her gün uzuyordu. Listeyi düşünerek, gitmesinden en çok korktuğu kişinin, babasının yanına yanaştı. Dağ gibi babası aylardır rengi beyazdan sarıya dönmüş bir çarşaf içinde kıvranıyordu. Küçülmüş bedeni, bir zamanlar ellerinde torbalarla eve geldiği günkülere benzemiyordu. Minik ellerini babasının büyük ve soğuk elleri arasına aldığında saçsız başı babasının saçsız başına değiyordu. Babası, oğlunun kendisine en çok benzediği anı görmek için gözlerini son kez açmamıştı. Berat içinden kalanlar listesi hazırlıyordu şimdi. Güneş görmeyen bir ömür, başucundaki ilaçlar, sevimsiz sehpa, mutsuz dantel, dökülmüş saçlar, anne acısı, baba acısı, hıçkırıklar…
Yorumlar
Yorum Gönder