KARGA
...
Ardından yürürken buldum kendimi. Bilmiyorum ne zaman başladı bu yürümek eylemi. Kendimi bildim bileli bitap ayaklarım. Nereye varırım, nerden gelirim, bilmem. Sararmış otlar, topraktan bir yol, küçük çakıllar, tek tük ağaçlar, kavuran güneş, sıcak esen rüzgar… Ayak izlerinden anlarım, yürünmüştür bu yollar. Tepemde insan leşlerini arar gibi bakan sinsi bir karga, ölümümü beklediğini bilirim. Önümde iki seçenek; belirsizliğe ilerlemek, belirsizliğe geri dönmek… Tepemde sinsi bir karga, kızgın toprak, yorgun ayaklarım, çaresiz gözlerim, sararmış otlar… Uzaktan tanıdık bir yüz belirir ara sıra. Hızla koşarım yamacına. Dipsiz uçurumdan düşerken gördüğüm halata tutunur gibi heyecanla… Yaklaşınca anlarım, bir boşluktan diğerine düştüğümü. Bir boşluktan diğerine, bir boşluktan diğerine, bir yokluktan diğerine. Bir yokluktan diğerine seyahat ederken ceplerimde ne birikir? Anlamak istiyorum. Varsa amacım buna koşarak erişmek istiyorum. Ne zaman anlamak istesem başım göklerde, gözlerim sıra sıra dağlarda, kurumuş dallarda gezinir. Bulacak gibi olduğumdaysa bir karga tepemde sinsice gezinir. Bir yokluk nereye erişir. Bir karga tepemde, içimde kara bir delik, ceplerimde hiçlik… Bir yokluk nereye erişir?
Yorumlar
Yorum Gönder