KARASİNEK VE ZAMAN
Zamanın bilinen en belirgin özelliği şapkadan tavşan çıkarıyor olmasıdır. Mendilleri avucundan sonsuza kadar rengârenk çıkarıyor olmasıdır. Ortadan ikiye böldüğü genç kızı yaşatıyor olmasıdır. Tüm zamanların en beyaz eldivenli, en sihirbaz, en hokkabaz, en gözlerim mi yanılıyor yoksa büyü mü gördüklerim bilemediğim anların başrol kişisidir.
Ona yetişmeye çalıştıkça geç kaldığımı, durup bekleyince hepten kaçırdığımı fark ettiğimde, keçilerim de onunla beraber kaçıvermişti. Kaçıvermişti avuçlarımın içinden akrep, yelkovan, tik tak, tik tak.. yetişememiştim. İşte yakaladım, diye peşinden koştuğum karasineğe gitmişti aklım o sırada. İşte yakaladım derken, açtığım ellerimde ne vardı? Sinek arkamdan kıs kıs gülüyordu. Zaman, bir sinek gibi etrafımda vızıltılarla uçuyor, yakaladım seni, derken kenara geçip seyrediyordu.
Karasinekler, sihirbazlar ve zaman. Gel zaman git zaman,evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal, pireler berber iken, ben dünümü yaşadım mı yoksa bir hülya mıydı gördüklerim bilemez iken, var mı yok mu bilemediğimiz alem için pişmanlıkla dizlerimi dövüyor iken... Akıl kârı mı yaptıklarım? Akıl kârı mı yangın yerinde yansıyan aynalarınışıltısını izlemek? Akıl kârı ne vardıysa en çok onu bulamadım. Hakikat aranarak mı bulunur? Bulunduğunda m ı tanınır? Hakikati arayan biz miyiz yoksa kendisi mi görünür? Yoksa her an görünürdür de yalnızca bazı gözler mi seçer kedisini? Nereden başlardı zaman? Nerede son bulurdu?
Gürül gürül akan bir şelalenin kaynağını aramaya benziyor yaptıklarım. Durup bakıp şelale geçip gidiyor diyorum. Tükeniyor sanıyorum. .Her an yeniden doğduğunu bilmediğimdendir. Bir avuç su doldurup ellerime bu şelaledir diyemem.
Yorgun argın bir kayalık bulup oturdumdu. Hakikat o sırada beni bulduydu. Fısıldadaydı şelale perdesinden kulağıma şırıltılarla.” Akıp gidende sonsuzu ara. Gürül gürül akan zamanın içerisindeki o sırlı kapıyı bulamazsan yenik düşersin. Zamanla yarışma, peşinden koşma, kovalama,tutamazsın. Dur, bak, açılan pencerenden içeri gir. Zaman seni beklemezse yetişmezsin. Hakikat seni bulmazsa bilemezsin. Andan sonsuzu yarat ki yaşarken ölümsüz olasın. Sınırlar boynuna dolanmasın. Kayıp gitmesin ellerinden tik tak, tik tak…” Şelale konuşuyordu. Ben mi delirdim yoksa gözlerim mi yalan söylüyor? Bilmiyordum. Odamın orta yerinde duvar saatine bakarken oluyordu tüm bunlar üstelik. Bir sahnede perde üstüne perde, perde üstüne perde açılıyordu. Her perdede ayrı oyuncular izleyicileri selamlıyordu. Aklımın odaları, salonları, perdeleri, karasinekleri, sihirbazları, şelaleleri… Aklım akrep ve yelkovan tik taklarıyla dans ediyordu anlaşılan. Sonunda anladım. Tek sahnede üç perde oyun sergileyerek yetişiriz, anladım. Anladım, herkes kendi sahnesinde ne sergileniyor ona dönüp baksındı. En büyük şelale kalbimizde akıyorken insan sesin nerden geldiğini arar durur ne garip.
Yorumlar
Yorum Gönder