TABLOLARLA FELSEFE
Belleğin Azmi
Belleğin Azmi, bir diğer ismiyle Eriyen Saatler ünlü sürrealistressam Salvador Dali' nin en ünlü eserlerinden biridir. Salvador Dali, 1904 yılı ile 1989 yılları arsında yaşamıştır. Belleğin Azmi adlı eserini ise henüz 27 yaşındayken tamamlamıştır. Özelliklebelirtmek gerekir ki Salvador Dali' nin eserleri üzerine kesinlik bildiren herhangi bir yorumda bulunmak oldukça güçtür. Kesinliği olmayan yorumlamalar da eseri diri tutmaktadır.
Ufukta Görünen Çocukluğum, Yanı Başımda Eriyen Ömrüm Olabilir Mi?
Katalonya doğumlu olan Dali' nin resmettiği alan bu alan Port Lligat sahilini andırmaktadır. Bu da aklımıza ressamın kendi yaşantısını anlatıyor olabileceği fikrini getirmektedir. Resmin üstbölümüne göre daha karanlık olan kumsalda bulunan cisim, bazı yorumculara göre Dali' nin siluetini andırmaktadır. Hemen baş ucunda kahverengi beşerî yapıya benzer cismin üzerinde eriyen saatler ve bir metalin üzerine üşüşen karıncalar bulunmakta.Karıncalar ve sinekler bozulmuş ve kokuşmuş şeyler üzerinde dolanacağında burada zamanın çürüdüğünü, belki de geçip gittiğini anlayabiliriz. Yani ufukta aydınlık olarak gördüğümüz, ikindi güneşini andıran renkler çocukluğun geçişini, siluetin hemen yanında duran saatler de yaşamın beyhude akıp gidişini simgeliyor olabilir.
Zaman geçip giderken zihnimiz yaşananlara meydan okuyor olabilir mi?
Tekrar etmek gerekir ki tablonun adı “Belleğin Azmi” yani zihnin gayreti, çabası. Zihin ne için çabalar? Unutmak için mi, hatırlamak için mi? Kimler hafıza mağdurudur? Her şeyi hatırlayanlar mı, yoksa unutanlar mı? Zaman geçip giderken geriye yalnızca zihnimizdeki olaylar ve cisimler kalıyorsa varlığın zihnimiz dışında bir ispatı var mıdır? Belki de belleğin esas azmi varlığı algılamaktırçünkü varlığın en önemli ispatı zihnimizde var oluşudur. Algılanan varlığa yok desek dahi zihnimizdeki varlığını inkâr edemeyiz.
“Var olmak algılamaktır. Ağaçlar onları algılayan birileri olduğu sürece vardırlar.” (George Berkeley)
Belleğin azmi ile algılama gerçekleşmiyor olsaydı varlık olamayacağı için hiçbir benlik de kendini tanıyamayacaktı. Sözün özü, insanın varlık sahasına çıkışı algılaması ile gerçekleşmektedir.İnsanın kendini algılaması, çevresini ve yaratıcısını bilmekle paralel ilerlemektedir.
“İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir. Sen kendini bilmezsen, ya nice okumaktır.” Yunus Emre
Sıcak Zamansızlık ve Eriyen Zaman
Her şey zıddı ile meydana gelir. Bir şeyin zıddı olmada kendisini tam anlamı ile tanımamız mümkün değildir. Sıcaklığın zıddı soğukluktur. Erimek sıcaklığın devamı niteliğindedir. Daha basit düşünmek gerekirse, sıcakta erimeye maruz kalanın özelliği nedir? Soğukluk. Bunu örneklendirerek anlatmak gerekirse, sıcakta eriyen en bilindik nesne dondurmadır. Kendine tamamen zıt olan sıcaklık durumunda erime gösterir. Varlık sahasına ancak zıddının devamı olarak çıkar. Peki eriyenin zaman olduğunu görüyorsak, zamanın zıddını ne olarak düşünebiliriz? Zamansız bir mekân. Zamanın kıskacından kurtulan bireyin zamanı iki boyutlu bir cisim gibi algılaması, zamana basit ve kurgusal bir boyut kazanır. Yaşarken içinden çıkılmaz bir labirenti andıran bu olgu, zamansız bir mekânda gözümüze çocuksu ve basit görünebilmektedir.
“Peki o zaman zaman ne? Hiç kimse bana sormazsa biliyorum da biri sorup da ona açıklama yapmam gerektiğinde bilmiyorum. Buna rağmen bildiğimden eminim. Diyeceğim bir şey varsa o da şudur; hiçbir şey geçip gitmemiş olsa geçmiş zaman olmaz.” Aziz Augustinus
Esas Gerçeklik Gerçeküstü mü?
Resme ilk baktığımız anda dikkatimizi çeken, pek çoğumuzun şahit olduğu bir manzaranın, hiçbir zaman göremediğimiz cisimlere arka plan olarak kullanıldığıdır. Görünen, görünmez olana zemin oluyor belki de onu anlamamıza yardımcı oluyordur. Kişi görüneni algılayarak, görünmeyen hakkında fikir edinebilmektedir. Belki de bizim gerçeklik olarak düşündüğümüz şeyler bilinmezin algılanması için, bir üst basamağa çıkabilmek için tasarlanmış basamaklar olabilmektedir. Öyleyse sevgili okur, tüm basamakları iyi tanı, bas ve yüksel!
Yorumlar
Yorum Gönder