YOL

 Önümde uzadıkça uzayan ıssız bir yol vardı. Avuçlarımda sıkı sıkıya tutmaktan ter içinde kalan, korku dolu bakışlarını etrafta gezdiren bir güvercin duruyordu. Yol uzuyor, ellerim terliyor, güvercin korkuyordu. Hangimiz daha çok korkuyorduk?

Issız bir yerde, bazen dağlar arasında, bazen dümdüz ovalarda, bazen kurak topraklarda, bazen en serin nehirler arasında yürüyordum. Nereye varacağını bilmediğim bu yol,kıvrım kıvrım bükülüp heybeme doluyordu. Ben onu omuzlarımda taşıyordum. Sinsi bir yılan gibi bedenimedolandığı da oluyordu. Nefesimi kesecek kadar sıkıyordu. En son bırakıyordu. Derin bir nefes alıyordum. Bir nefes ciğerlere ne kadar dolabilirse o kadar doluyordu. Anlaşılan ona, ölüme yakın sağlar lazımdı ya da gözü yaşamakta kalmış ölüler. Bukesin, hayat ve ölüm arasında sıkışmış birileri lazımdı. Ben de bu iş için biçilmiş kaftandım. 

Ben, damarlarımı mosmor belirginleştiren bu yılanın etkisiyle avuçlarımdaki güvercini ürkütüyordum. Kalbi hızla çarpıyordu. Benim mi onun mu? Hangimiz daha çok korkuyorduk? Yolla yarışıyordum. O uzadıkça ben koşuyordum. Kan ter içinde yere yığılıyordum. Bu kez boynuma dolanmadan canıma kastediyordu. 

Bir sabah uyandığımda gözüm uzayan yollara değil de dipsiz maviye ilişti. Ortak yönlerin vardı. İkisi de sonsuzdu, ikisi de dipsiz ve belirsiz. Ne olduysa yorgun ayaklarıma bakmaktan ıssız maviye bakmayı unuttuğum için oldu. Ben gökyüzüne baktıkça avuç içlerimde güvercin deviniyordu. Heyecanlanıyordu. Belirsizliğe kanat çırpmak istiyordu. O an anladım, onu kuş yapan varmak değil uçmaktı çünkü kanatları vardı. Kanatlar, varmayı değil yola çıkmayı emreder. Kanatlar,konmayı değil uçmayı emreder. Kanatlar, inmeyi değil yükselmeyi emreder. Kanatlar maviyi emreder. Bu kanatlar parmaklarım aracılığıyla, hayat ve ölüm arasında hapsolmuşgüvercinin kanatlarıydı. Canına kastetmiş fakat öldürmemiştim. Tüm bunları düşünürken o telaşlı iki küçük karartıyla karşılaştım. Ürkek olduğu kadar cesur bu kara gözler, dile gelmez yol ıssızlığını andırıyordu. Bir hışımla kalktığım yerimden en yüksek tepeye çıktım. İri bir çınar gölgesinin altında terlemekten tüyleri birbirine yapışmış güvercini arzuladığı maviliğe bıraktım. Olduğu yerde çırpındı durdu. Bir an, gönülsüzce olsa da yol arkadaşlığımı yapan güvercinin gidemeyeceği, avuçlarıma gelip yeniden benimle yürüyeceği umudunu taşıdım. Çok geçmeden uzaklaşmaya başladı. Bir süzülüşü var ki görseniz gökyüzünü kucaklar gibi kanat çırpıyordu. Kanatlarını bir aşağı bir yukarı hareket ettiren, varmak ümidinin sevinci değil, uçmaya kavuşmanın sevinciydi. Gözlerim onun kanatları ve önümde uzayıp giden yol arasında gidip geliyordu. 

Kanat sesleri ve yol artık birbirine karışıyordu. Bir kuş içingökyüzü neyse, yol da tam olarak o olmalıydı benim için.Sonra anladım hırsla değil, aceleyle değil, sinirle değilen sakin, en sonucu düşünmez halinle aşılır bu büklüm büklümuzayan ince uzun karanlıkBir sabah uyandığımda hayat ve ölüm arasında hapsolduğum yerden umuda uçuruverdi biri beni. Yolu aşmayı değil anlamayı seçtiğimde kanat sesleri ve yol birbirine karışıyordu. O günden sonra aşmaya çalıştığımyolu yürür, anlamaya çalıştığım yolu yaşar oldum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BURNUMA KÖTÜ KOKULAR GELİYOR

HAMARAT ANNELERİN TEMBEL KIZLARI

GÜLNİHAL