GÜNLÜK
Benim hiç koyun sürüm olmadı. Bugün de diğer tüm günler gibi koyunlarımı otlatmaya götürmedim. Onlar otlarken bir kenarda ekmeğimi ve peynirimi yemedim. Kızgın güneşe kısık gözlerle bakmadım. Sürüp giden anın dışında kalıp, duramadım, düşünmedim. Yabancılaşamadım. Anlamsız hayat koşturmasının tam ortasında kalakaldım. En ücrasındaydım oysa. Bu şaşkın kalabalığa bilmediği bir dilde konuşamadım. Yetişmeye çalıştım, acele ettim, sinirlendim, dinlemedim, konuştum, düşünmedim, fikir belirttim... Benim hiç koyun sürüm olmadı. Beyaz ve siyah kabarık tüylerinden oluşan kalabalık bir ekip beni ele geçirip hayattan kaçırmadı. Ağır hareketlerle dağları dolaşmadık. Telaşsız, abartısız, iddiasız... Koşarak güne başladım. Hiçbir detayı atlamadım. Kendimle bile yarıştım. Buna üretkenliği öldüren tembelleşme yoğunluğu denir. Çiya tohumumu kefire karıştırıp içtim. Ardından koştum, yetişemedim. Neye ne için koştuğumu bilmeden devam ettim. En az iki buçuk litre su içtim fakat hiç düşünmedim. Öğle arası bir dilim ekmek, bir dilim peynir, salatalık, domates... Gökyüzüne hiç bakmadım. Modern hayat hapishanesinin mutlu mahkumları her gün kendi parmaklıklarını kendi parlatır. Ben de öyle yaptım. Ziller çaldı, kulağım tırmalandı. Saniyeleri saydım. "Geçen ömrün." dedimse de en kısık sesle dedim. Kendi içimde bile ciddiyet edinemedim. Sevgili günlük ; ben bugün modern hayat hapishanesinde duvarıma bilmem kaçıncı günün çentiğini attım. Tüm bunları yaparken limonlu suyumu içiyordum.
Yorumlar
Yorum Gönder